Bağımlı Obsede SEVGİ Nedir 2
BAĞIMLILIK VE BAĞIMLI SEVGİ İLİŞKİLERİ
Sevgi Hakkında yaygın yanlış bir anlayış da BAĞIMLILIĞIN SEVGİ OLDUĞUNUN SANILMASIDIR.
Bu Psikoterapistlerin hemen her gün uğraşmak zorunda kaldıkları bir olaydır. Aşık olduğunu sanan pek çok kişi şöyle der,
“Yaşamak istemiyorum.
ONU ÖYLE ÇOK SEVİYORUM Kİ,
O
(kocam, karım, kız arkadaşım, erkek arkadaşım)
OLMAKSIZIN YAŞAYAMAM.”
Ben de çok kez,
“YANILIYORSUNUZ. SİZ ASLINDA ONU SEVMİYORSUNUZ”
diye karşılık veririm. Kızgınlıkla sorarlar, “Ne demek istiyorsun? Onsuz yaşayamayacağımı söyledim ya” Açıklamaya çalışırım, “Sizin tanımladığınız şey
SEVGİ DEĞİL, ASALAKLIKTIR. VAR OLABİLMEK İÇİN, BİR BAŞKA KİŞİYE MUHTAÇSANIZ,
siz bu kişiye yapışmış bir
ASALAKSINIZ
demektir.” Böyle bir ilişkide
SEÇİM VE ÖZGÜRLÜK YOKTUR.
Artık sevgi değil bir
ZORUNLULUK,
mecburiyet söz konusudur.
SEVGİ MECBUR OLDUĞUMUZ İÇİN DEĞİL, ÖZGÜR İRADEMİZLE YAPILAN BİR SEÇİM, BİR TERCİHTİR.
İki insan birbirini ancak,
HER BİRİ KENDİ BAŞINA YAŞAYACAK GÜÇTE OLUP DA, BİRLİKTE YAŞAMAYI SEÇTİKLERİ ZAMAN SEVEBİLİR.
Bağımlı kişi ise, bir başka insanın etkin bir biçimde kendisiyle ilgilendiğinden emin olamazsa, kendi bütünlüğünü hissedemez veya işlevini yerine getiremez. (Bunun bir bedensiz varlık olması, Spiritüalizm’de Obsesyon olarak adlandırılır,
OBSESYON,
bir varlığın başka bir varlığın yönetimi altına, çoğu kez
İZİN VEREREK, İSTEYEREK GİRMESİDİR. Bazı kişiler, kendilerine güvensizlikleri ve yeterince bilgi, deneyim sahibi olmamaları yani kendi ayakları üzerinde duramadıkları veya durmak zor geldiği için, bir obsede ediciyi davet ederler. Obsede kişiler, obsede eden varlığa sormadan hiç bir önemli kararı veremezler. Kendi akıllarına, bilgilerine ve vicdanlarına güvenmeyi beceremezler, Tuncay)
BEDENEN SAĞLIKLI İNSANLARDA, "BAĞIMLILIK" PATOLOJİK BİR HASTALIKTIR.
Ama
“SÜREKLİ BAĞIMLILIĞI,
zaman zaman herkeste oluşabilen
“İHTİYAÇ DUYMA”dan AYIRT ETMEK LAZIMDIR.
Kendimize derinlemesine bakarsak, ne denli güçlü olursak olalım, ne denli sorumluluk sahibi ve dikkatli olursak olalım, ara sıra, “BAŞKALARININ BİZE BAKIP GÖZETMESİNİ” ARZU ETTİĞİMİZİ GÖRÜRÜZ.
Kaç yaşında olursak olalım, ne kadar olgun olursak olalım, hayatımızda, doyum verici bir ana veya baba figürünün bulunmasını isteriz ve ararız. Ama
ÇOĞUMUZ İÇİN BU ARZULAR YA DA DUYGULAR, YAŞAMIMIZI YÖNETME, VARLIĞIMIZA EGEMEN OLMA DURUMUNDA DEĞİLDİR.
Eğer bunlar yaşamımızı yönetmeye ve varlığımıza egemen olmaya başlamışsa, biz artık düpedüz
“BAĞIMLI” OLURUZ.
Bireyin yaşamının bağımlılık duygusu tarafında yönetilmesine, Psikiyatri dilinde “PASİF BAĞIMLI KİŞİLİK SENDROMU”
adı verilir.
(Ben kısaca
"BAĞIMLI KİŞİLİK"ve "BAĞIMLILIK" terimlerini kullanmayı tercih ettim,
Tuncay)
Bağımlı İnsanlar, sevilmeyi öyle çok arzu eder ve ararlar ki
BAŞKALARINI SEVECEK ENERJİLERİ KALMAZ.
Bu kişileri açlıktan gözü dönmüş kişilere benzetebiliriz. Bunların kimseye verecek yiyecekleri yoktur. Sanki içlerinde bir boşluk, dipsiz bir kuyu vardır ve bir türlü tamamen doldurulamaz. Daima içlerinde bir şeylerin eksikliğini, bir şeylerden yoksun olduklarını duyumsarlar.
YALNIZLIĞA KATLANAMAZLAR.
Kendilerini bir bütün olarak hissetmedikleri için gerçek bir kimlik duygusundan da yoksundurlar ve
KENDİLERİNİ, TÜMÜYLE, BAŞKALARIYLA OLAN İLİŞKİLERİYLE TANIMLARLAR.
AŞAĞIDAKİ OLAY GERÇEK BİR VAKADAN ALINMIŞTIR;
Otuz yaşındaki bir genç adam, karısının iki çocuğunu alarak, kendisini terk etmesi üzerine beni ziyarete geldi. Karısı ilgisizliği sebebiyle onu üç kez tehdit etmiş, değişeceğine söz verip onu kalmaya razı etmiş ancak değişmeyince, karısı tehdidini gerçekleştirmişti. Adam iki gecedir uyumamıştı, endişe içinde tir tir titriyor ve gözlerinden yaşlar boşanıyor ve
CİDDİ OLARAK İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNÜYORDU.
Ağlayarak,
“BEN AİLEM OLMADAN YAŞAYAMAM. ONLARI ÖYLE ÇOK SEVİYORUM Kİ” diyordu. Ona, “Doğrusunu istersen, çok şaşırdım. Siz kendiniz, karınızın şikayetlerinin yerinde olduğunu, onun için hiçbir şey yapmadığınızı, canınız isterse eve geldiğinizi, karınıza duygusal ya da cinsel hiçbir ilgi duymadığınızı, hatta çocuklarınızla aylarca konuşmadığınızı, onlarla hiçbir zaman oynamadığınızı ve hiçbir yere götürmediğinizi söylediniz. Ailenizle zaten hiçbir ilişkiniz yokmuş, o halde
OLMAYAN BİR ŞEYİ KAYBETTİĞİNİZDEN DOLAYI NİÇİN BU KADAR ÜZÜLÜYORSUNUZ,
anlamıyorum doğrusu.” dedim. “Anlamıyor musun?
BEN ARTIK BİR HİÇİM.
Hiç… Karım yok. Çocuklarım yok.
KİM OLDUĞUMU BİLMİYORUM.
Onlara aldırmıyor olabilirim, ama
ONLARI SEVMEK ZORUNDAYIM. ÇÜNKÜ ONLARSIZ BEN BİR HİÇİM”
dedi. Derin bir Depresyona girmişti. Kendisine iki gün sonraya randevu verdim. Bir düzelme beklemiyordum. Ama geldiğinde neşe içinde ofisime daldı ve “Her şey yoluna girdi” dedi. “Aileniz geri mi geldi?” diye sordum. “Yoo hayır” dedi, mutlu bir yüzle. “Onlardan henüz bir haber almadım. Ama DÜN AKŞAM BARDA BİR KIZLA TANIŞTIM. Benden gerçekten hoşlandığını söyledi. O da benim gibi eşinden ayrı yaşıyormuş. Bu gece yine buluşacağız.
KENDİMİ YENİDEN İNSAN GİBİ HİSSETMEYE BAŞLADIM.
Artık size gelmeme gerek kalmadı sanırım.” Dedi.
BİR DİĞER ÖRNEKTE;
Güzel, zeki ve bazı bakımlardan da son derece sağlıklı düşünen genç bir kadın, on yedi yaşından yirmi bir yaşına kadar, art arda ve hepside gerek zeka gerek kapasite bakımından, gerekse de medeni durumları bakımından engelli, yani
KENDİSİNE UYGUN OLMAYAN, BİR SÜRÜ ERKEKLE ÇIKMIŞ VE CİNSEL İLİŞKİYE GİRMİŞTİ.
Sorun ortaya konduğunda, anlaşıldı ki, KENDİSİNE UYGUN ERKEĞİ BEKLEYECEK SABRI YOKTU,
elini uzatsa seçebileceği pek çok erkek olmasına rağmen, bunlar arasından bir seçim yapmayı bile bekleyemiyordu. Bir ilişkiyi bitirmeden 24 saat bile geçmeden, barda veya sokakta rastladığı ilk adama takılıyor ve bir
SONRAKİ TERAPİ SEANSINA BU ADAMA ÖVGÜLER DÜZEREK GELİYORDU.
“İşsiz olduğunu ve çok içtiğini biliyorum” diyordu. “Ama aslında çok yetenekli biri ve bana gerçekten değer veriyor. Bu ilişki iyi gidecek biliyorum” Ama hiçbir zaman iyi gitmiyordu.
BUNUN TEK NEDENİ YANLIŞ ADAMIN SEÇMESİ DEĞİLDİ. ANCAK ADAMA GİTTİKÇE DAHA ÇOK YAPIŞMAYA BAŞLIYOR, SEVGİSİNİ KANITLAMASINI TALEP EDİYOR, HER AN ONUNLA BERABER OLMAK İSTİYOR, YALNIZ KALMAYI KABUL ETMİYORDU.
Her ilişki bittiğinde aynı kısır döngü tekrar başlıyordu. Üç yıl süren terapi seansları esnasında, kendi zekası ve yeteneklerini takdir etmeyi öğrendi.
DUYDUĞU BOŞLUK VE ACIYI GERÇEK SEVGİDEN AYIRT ETMEYE BAŞLADI. Açlığın ve yalnızlık duygusunun, kendisini nasıl aşağılayıcı ilişkilere sürüklediğini fark etti. Yeteneklerini ve iyi yönlerini geliştirebilmek için yalnızlık ve açlık duygusunun verdiği acıya tahammül etmeyi ve kendini disiplin altına almayı öğrendi ve kısır döngüden kurtulmayı başardı.
HIZLI DEĞİŞEBİLİRLİK, BAĞIMLI KİŞİLERİN TİPİK BİR DAVRANIŞIDIR.
Sanki “Bağlanacak birisi bulunsun da kim olursa olsun” derler. Kimliklerinin ne olduğu da fark etmez. Yeter ki kendilerine kimlik verebilecek birisi bulunsun. Bunun sonucu olarak ilişkileri çok yoğun görünse de aslında son derece sığdır. İçlerinde duydukları güçlü boşluk hissi ve bu boşluğu doldurma arzusu yüzünden,
BAĞIMLI KİŞİLER, BAŞKALARINA DUYDUKLARI GEREKSİNİMLERİNİ HEMEN DOYURMAK İSTERLER, BU KONUYU ERTELEMEYE, BİR SÜRE YALNIZ KALMAYA DAYANAMAZLAR.
(Bugün 23 Ekim 2004 günlerden Cumartesi. Dışarısı sıcak ve güneşli, adeta Yazdan kalan bir gün. İşte böyle bir günde, dışarıda ve dostlarımla olmak yerine, evde yalnız olmayı, okumayı ve yazmayı tercih ettim. Üstelik bu sıralarda çıktığım insan da varken. Yazar bunu mu kast etti, yoksa ben mi abarttım Ne dersiniz?
Tuncay)
BAĞIMLI KİŞİLER SADECE BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN NE YAPABİLECEKLERİYLE İLGİLENİRLER;
Bir keresinde beş hastadan oluşan bir grupla çalışıyordum. Onlardan, hedeflerini anlatmalarını isteyerek, Beş yıl sonra kendilerini hangi durumda bulmak istediklerini, sordum. Hepsinden aynı karşılığı aldım.
“BENİ GERÇEKTEN SEVEN BİRİYLE EVLİ OLMAK İSTERİM”
İçlerinden hiç biri, kendisinden çok şey beklenen bir işi yürütmeyi, bir sanat eseri yaratmayı, topluma bir katkıda bulunmayı, söylemedi. Hayallerinde çaba gösterme fikri yer almıyordu. Onlara, “Sevileceğinizden emin olmanın tek yolu
SEVİLMEYE LAYIK OLMANIZDIR. EĞER HAYATTAKİ TEK HEDEFİNİZ PASİF BİR ŞEKİLDE SEVİLMEYE LAYIK OLMAKSA, BU HEDEFE ULAŞAMAYACAKSINIZ”
dedim. Bunu söylemekle bağımlı insanların, başkaları için asla bir şey yapmayacaklarını söylemek istemiyorum. Ama yapsalar bile bunun arkasındaki itici güç, başkalarının onlara karşı bağımlılığını attırmak ve böylece KENDİLERİNİ EMNİYETE ALMAKTIR.
Eğer işin içinde, karşılık olarak,
BAŞKASI TARAFINDAN İLGİ GÖSTERİLMEK YOKSA
bu insanlar nedense,
“BİR ŞEYLER YAPMAKTA” SON DERECE ZORLANIRLAR.
BAĞIMLILIĞIN KAYNAĞINDA SEVGİ EKSİKLİĞİ YATAR;
Bağımlı kişilerin kurtulamadıkları içsel boşluk hissi, doğrudan doğruya ana babalarının, çocuklukları sırasında gereksindikleri şefkat, dikkat ve özeni kendilerine verememiş olmalarının bir sonucudur.
ÇOCUKLUKLARINDA SEVİLEN VE ÖZEN GÖSTERİLEN ÇOCUKLAR, KENDİLERİNİ DEĞERLİ VE SEVİLMEYE LAYIK BULURLAR (Meğer çocuklarına güvenen, seven, cesaretlendiren bir ana babaya sahip olmak ne kadar önemliymiş. Demek ki bu sebeple eşini kaybeden pek çok insan gibi yalnızlığa dayanamayıp, hemen evlenmemişim:)) KENDİ KENDİLERİNE KARŞI DÜRÜST OLDUKLARI VE BU NİTELİKLERİNİ KORUDUKLARI SÜRECE DE SEVİLECEKLERİNDEN VE ÖZEN GÖSTERİLECEKLERİNDEN EMİN OLARAK YETİŞKİNLİĞE ADIM ATARLAR.
Halbuki sevgisiz yada sevginin düzensiz bir biçimde gösterildiği bir ortamda büyüyen çocuklar, yetişkinliğe adım atarken böyle bir iç güvenden yoksundur. Tam tersine, içlerinde bir güvensizlik ve
“HİÇBİR ŞEYE YETERİNCE SAHİP DEĞİLİM” HİSSİ VE DÜNYANIN GÜVENİLMEZ
ve hiçbir şey vermeyen bir yer olduğu duygusu bulunur. Kendilerinin de değerli ve sevilebilir olduklarından pek emin değillerdir. Bu nedenle, nerde olursa olsun, ilgi sevgi ve güven elde etmek için çabalamalarına ve bulduklarında da kaybetmemek için hırsla yapışmalarına şaşmamak gerekir. Bu da onları, sonunda, korumaya çalıştıkları ilişkileri yok edecek, sevgisiz, karşılarındakini idare etmeye götüren Makyavelist davranışlara götürür. SEVGİ İLE DİSİPLİN ELELE YÜRÜR. BAĞIMLI KİŞİLERİN AŞIRI BAĞIMLILIĞI, ASLINDA KARAKTER BOZUKLUĞUNUN (notu okuyunuz) EN ÖNEMLİ TEZAHÜRÜDÜR. Bağımlı kişiler ÖZ-DİSİPLİNDEN yoksundur. İlgiye karşı duydukları açlığın, doyurulmasının getireceği
HAZZI GECİKTİRMEYİ İSTEMEZLER VE BUNU YAPAMAZLAR.
Bağlılıklar kurmak için her şeyi yaparlar ve DÜRÜSTLÜKTEN BİLE VAZGEÇERLER. Bağımlı kişilerin en önemli özelliği SORUMLULUK DUYGUSUNDAN YOKSUN OLMALARIDIR.
Pasif bir biçimde Başkalarının, hatta çocuklarının, kendilerine
MUTLULUK VE DOYUM KAYNAĞI OLUŞTURMALARINI BEKLERLER.
Bunun için de mutsuz ve doyumsuz oldukları zaman, bundan
BAŞKALARINI SORUMLU TUTARLAR. Sonuçta sürekli olarak
KIZGINLIK DUYARLAR.
Bu nedenle, bir başkasına bağımlı olmak için kendinize izin vermeniz,
KENDİNİZE YAPABİLECEĞİNİZ EN BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜR.
Sevgilerimle.
Tuncay Erciyes
23 Ekim 2004, Son gözden geçirme 07 Kasım 2008
Bu yazı Dr. M. Scott Peck’in Akaşa yayınlarınca basılmış olan
"AZ SEÇİLEN YOL"
isimli kitabının tarafımdan yorumlanarak yapılmış bir özetidir.
Not: NEVROZ VE KARAKTER BOZUKLUĞU; Sorumluluk duygusunun normal olmayışı, bozukluğudur. Nevrotik biri çok fazla sorumluluk üstlenir. Karakter bozukluğu olan ise çok az sorumluluk üstlenir. Nevrotikler, dünya ile aykırılığa düştüklerinde, otomatik olarak suçun kendilerinde olduğunu varsayarlar. Karakter bozukluğu olanlar ise aynı durumda otomatik olarak dünyayı suçlu bulurlar. Çok azımız dışında herkes bir dereceye kadar Nevrotiktir ya da Karakter bozukluğuna sahiptir. Bunun nedeni hayatta, hangi şeylerden sorumlu olup, hangi şeylerden sorumlu olmadığımızı ayırt etmenin, çok zor olmasıdır. Bu hiçbir zaman tam anlamıyla çözülemeyen bir sorundur.

2008-12-05 11:10:01 - selamlar